Translator

Friday, March 18, 2016

İnovasyon Haftası İzmir 2016 Evren Konakçı


İnovasyon Haftası etkinliğimde Slow Food fikir sahibi damaklar kurucusu sahibi Defne Koryürek'in konuşması. 4 bölüm. Videolar sağ alttan başlayıp soldan sağa devam ediyor.


Tuesday, March 15, 2016

Zübeyde Hanım Eğitim Müzesi Evren Konakçı

Bugün Pasaport'tan (İzmir) geçerken Müzeye çevrilen Zübeyde Hanım Eğitim Müzesini gezdim ve birkaç fotoğraf çektim.



















Friday, January 22, 2016

Organik Spor

   Kalp krizi Mustafa Koç'un vefatıyla haberlerde tekrar gündeme geldi . Özellikle genç denilebilecek yaşta olması sebebiyle. Daha önce genç insanların spor yaparken yine özellikle halı saha futbol maçlarında ölen insanlar gibi.
    Spor yapmak ile egzersizi karışıtırıyor gibiyiz. Spor yapmak ciddi bir iştir. Ortaokulda başlamış olduğum  lisanslı sporculukta (basketbol) bunu  anladım. Bizi basit bir sağlık kontrolünden geçirip (aile rızası ve kendi isteğimiz ile) lisans çıkarıp basketbol oynamaya başlamıştım. Tabii o zaman ne olacak mantığı ile spor yapmaya başladık. Halbuki böyle olmaması gerektiği daha sonraki yıllarda anlamaya başlıyorsunuz. Ciddi sağlık kontrolünde geçmesi lazım çocukların.
    Bu bizim milletin sağlık kontrolune kadar duyarsız olduğunu göstergesi aynı zamanda. Bilgim yok ama hala böyle olduğunu düşünüyorum.(okullarda) Baktığımız zaman kalp krizinden ölüm haberlerine, bu net görülülebiliyor.Peki neden baalığı organik spor koydum?
    Herşeyin organiği son yıllarda moda olduğu için bende bu başlığı koydum.Çünkü zaten yok böyle spor, yok kardiyo spor, yok öyle spor diye birtakım spor yapma teknikleri var. Aslında bunlara "egzersiz" denmesi gerekiyor. Çünkü başta söyledğiim gibi spor ciddi iştir.  Ne uzman eşliğinde yapsanız bile. Sosyal medyada gezinirken bazı insnaları six pack yapacağım diye girdikleri halleri görüyorum ki bunun sadece sporla olmadığına inanıyorum!!!. Bunun ileriki yaşalarda olumsuz etki getireceği kesindir.
    Diğer bir konu gazeteleren okuduğum Mustafa Koç'un koşu bandında kalp krizi geçirdiği.Merhum Özal ( şaibeli ölüm ayrı bir konu) koşu bandında spor yaparken kalp krizi geçirmesi. Belki ünlü olmayan insanlarında bu şekilde ölümüş olasılığı. Tek sonuç çıkıyor kalp hastası ( ameliyat olmuş olanlar bile) spor yapmamalı. Hele ki koşu bandına çıkmammalı. Koşu bandı bence profesyonel sporcular içindir.Diğer taraftan bilgim ve araştırmam yok ama koşu bandının elektirkli olması negatif bir etki yapıyormudur? Bir duyum olarak kalp kapakçığı rahatsızlığı olanlara elektirkli fizik tedaviyi  uygun görmüyor bazı kardiyolog.
      Belirli yaşlardaki yada spor  değil egzersizi tercih etmeli.Yürüyüş, hafif ağırlık kaldırma, (kasları diri tutmak için), yine imkanı olanlar için yüzme en uygun olanlarıdır. İlla ter atmak isteniyorsa özel kıyafet ya da biraz kalın giyinip yürüyüşe ter atılabilir. Bunlara da bana göre organik spor "egzersiz" denilebilir.

Thursday, December 10, 2015

Ali Koç'un Kapitalizm Söylemi Evren Konakçı

    G20 zirvesi kapsamında yapılan B20 zirvesinde Ali Koç kapitalizmin yarattığı eşitsizliği eleştirmiş. Bugün (10 Aralık 2015) yine kapitalizme dair aynı söylemleri dile getirmiş.
    Önce insanları hangi eşitlik noktası ilgilendiriyor, onları belirlemek lazım. Bütün insanlar aynı maddi zenginlik seviyesinde olabilir mi, orası tartışılır? Ama insanlığın temel gereksimleri de olan eşitlik; adalet, sağlık, eğitim, güvenlik ve ekonomik fırsat eşitliğidir.
      Adalet,İnsanın Onurunu direkt etkileyen bir durumdur. Bizim ülkemizde ekonomik güç Adaleti etkiliyor. Bu ülkede ekonomik gücü fazla olanlar insanların Adalet önünde hesap verdiği pek görülmemiştir. Zaten en başta toplumsal önyargı "yapar mı öyle şeý" diye başlayıp, "ya adam kaç kişiye ekmek veriyor" ile devam ediyor.   Güçlü kapitalist ise aynı savunma üzerinden Adalet önüne çıkmıyor, çıkartılmıyor! Çünkü "O'na birşey olursa fabrikalar kapanır" deniyor. Halbuki bu Devletin "Kayyum" sistemi yok mu? Ama güçsüz insana Adalette herşey mübah! Toplum önyargısı da cabası. Önce buradaki kapital eşitsizliği halletmek lazım.
      Sağlık sistemine bakarsak orada da eşitsizlik var. Türkiye Cumhuriyeti Sosyal-Hukuk Devleti değil mi? Bu ülkede doğru dürüst geliri olmayan insanlar Genel Sağlık Sigortası prim borçlusu çıkartılıyor, o ayrı bir konu.Ama sigortalılar bile sağlık hizmetine kapitalist kadar güzel bir ortamda ulaşamıyor, neden? Nedir bu Özel Hastaneler?  Sosyal-Hukuk Devleti'nde Özel Hastane olur mu? Neden kapitalistler hastane yaptırıyor? Demek ki çok kazanıyorlar?  Demek ki Devlet yeterli vergi toplayamıyor ki birileri de Özel Hastaneler yaptırıyor.  Bir utanmaz bir işadamı (dul yetim hakkı yiyen) "biz yaptığımız hastaneden para kazanmıyor, kar yapmıyoruz" diyor! O zaman Devlete bağışla. Tabiki olmaz çünkü o hastaneleri kendine yaptı.  Devletin "Mahşer" yeri gibi şehir hastaneleri yapacağına daha kullanışlı uzman hastaneler yapmalı. Buradaki kapital eşitsizliği de ortadan kaldırmak gerekir.
   


     Peki nedir bu özel okul vakıf üniversiteleri? Bunları Sosyal-Hukuk Devleti yapması gerekmiyor mu? Devletin veremediği eğitimi Kapital insanlar mı veriyor, verecek? Buradaki eşitsizliği de kaldırmak ve üniversitelerin Devlete devredilmesi gerekir!
      Devletin polisi askeri varken neden şahsa özel silahlı güvenlik? (Bekçi gibi görevli olanlar değil) Güvenliğimiz polis tarafından sağlanması gerekmiyor mu? Dahası yardımcı almak başka ama silahli güvenlik başka! İstihdam yaratmak adı altında küçücük bir orducuk kurmak, ne kadar eşitliğe uygun?
       Bu ülkede ekomomik fırsat eşitliği var mı? İnsanların yatları, jetleri, katları, şu'su bu'su olması önemli değil.Keşke en güzelleri bizim ülkemizde olsa. İş yapmak isteyen insanlar  ne kadar bu fırsatlardan yeteri kadar yararlanıp, zenginliğe kolay ulaşabiliyor? Evet, Devletin destekleri var ama o kadar.Acaba önleri kesilenler oluyor mu? Farklı bir noktadan örnek vereyim. Yakın yıllarda bir Sayın Bakan bir teknoloji fuarını ziyaret ediyor. Oradaki iki genç kendi imkanları ile stand açıp, yaptıkları makinayı gösteriyorlar.  Sayın Bakan çok beğeniyor. Fakat gençlerin maddi imkanı yok. Sayın Bakan orada bulunan milyar dolarlık işadamına "gençlere sahip çıkın, ortak iş yapın ama sakın ha işlerini elinden almayın" diyor. İşadamı ise "ne demek, olur mu öyle şey demiyor, tabi efendim nasıl isterseniz" diyor. İşte kastetmek istediğim bu. Devlet destek olsa bile, bir noktada ekonomik fırsat olmuyor. Bu noktada da eşitliği yaratmak lazım.
       Sonuç olarak eğer bu beş temel ihtiyaçta eşitlik yaratılırsa kapitalizm eşitsizlik ortadan kalkar.

Not: 1) Ali Koç'un şahsı kastedilerek yazılmış yazı değildir,  kapitalizm konusundaki söylemleri üzerine yazılmıştır.
2) Fotoğraf Cumhuriyet gazetesi web sitesinden alınmıştır.
     

Tuesday, December 8, 2015

N'olacaksa Neden Olmuyor?

   Dört yıldır Suriye kan gölü. Her şey bir anda nasıl olduğunu anlamadığımız şekilde başladı. Öyle ufak ufak değil; büyük bir şekilde patladı.Peki istenen neydi? Demokrasi özgürlük için yönetimin değişmesi. Peki Ortadoğu gibi ülkelerde bu mümkün mü? Hayır. Bakın diğer ülkelere hangisinde demokrasi var? Irak'a demokrasi geldi mi? Hayır. Amaç ne? Aslında hepimiz biliyoruz .Ortadoğu'nun kaymağını yemek. Peki oradaki insanlar savaşan  bunu bilmiyor mu uğruna savaştıkları şeylerin kaymağını yiyemeyeceklerini. Ellerine silah tutturanların, aslında kaymağı yiyeceğini. Nasıl bir lanet ki kör sağır olup bunu anlayamıyorlar? Bütün büyük güçlerin amacı Ortadoğu'ya gelip terörü yok etmek mi savaş makinalarıyla yoksa savaş makinalarını oraya şimdilik!!! konuşlandırmak mı? Ben şuan Rusya'nın Ortadoğu'daki görevi evet onlara atfedilen görev orayı bulundurmak. Bu pazarlık   Ukrayna' nın Rusya'nın ve Kırımı ilhak etmesiyle başladı.Peki ne bekleniyor? Kimsenin bilmediği şartların oluşmasını ve insanlığın manen bir savaşa hazır olmasını. Belkide hiç beklemeyecekler.
    Bu arada Putin'in yaptıklarını düşününce Rusya'da ki yarı-başkanlık sisteminin aslında Putin'in ağırlığı düşünülünce başkanlık sisteminin nedenli tehlikeli olabileceği öngörülebilir.

Sunday, November 8, 2015

Sabotaj Nereden Geliyor?

Sanayi devriminde işci sınıfının giydikleri tahta terlik olan "Sabo"larla protesto etmek için makinalara vurup bozmalarından türemiş "Sabotage" kelimesi dilimize de "Sabotaj" olarak girmiştir. Sabo terlikler il
gi çekici olmasının yanısıra bu özelliği ile de meşhur bir terliktir.

Friday, August 21, 2015

Balık Kafası Evren Konakçı

   Çok geçmiş zamanlarda, bir Yahudi ile bir Konyalı Anadolu'nun bir hanında aynı masada yemek yerlerken tanışırlar. Ve sohbete koyulurlar, nereden, kimsin ne iş yaparsın gibi... İkisi de tüccardır. Anadolu'yu dolaşıp mal satarlar.
    Yahudi, "çok şükür malımın hepsini sattım ama çok yoruldum" der."Şimdi İzmir'e dönmek gözümde büyüyor"der. "Neden?" diye sorar Konyalı. "Ne atım var, ne at arabam ve yorgunluk bir kenara dönüş masrafım var" der Yahudi. Konyalı düşünmeye baslar. Ticarette daha yenidir ve O meşhur Yahudilerin ticari kabiliyetinden yararlanmak öğrenmek istemektedir. Konyalı Yahudi'ye teklif yapar. "Benim at arabam var, seni para almadan götürürüm yalnız sende malımı satmaya yardım edeceksin" der. Yahudi "tamam" der.
     Ertesi gün Anadolu'nun bozkırından İzmir'e doğru yola çıkarlar.Konyalı mallarını Yahudi'nin yardımıyla satarak İzmir'e varmışlardır. Konyalı çok mutlu mallarının hepsini satmış hemde iyi fiyattan. Konyalı sormuş "sizin bu ticari aklınızın, kabiliyetinizin sırrı ne?" Yahudi "biz hep balık kafası yeriz" demiş. "Nasıl yani demiş"? Konyalı. "Yani balık beyni yeriz, kafayı omurgadan kırar beynini hüpletiriz"demiş,  Yahudi.
     Neyse sonra son kalan malları da satarak deniz kenarına kadar gelmişler. Yahudi, "gel güzel bir balık yiyelim" demiş. Konyalı "tamam ama kafayı ben yerim" demiş. Yahudi ses etmemiş.  Oturmuşlar balıkçı lokantasına siparişi vermişler. Kocaman balık mis gibi gelmiş masaya.  Konyalı hemen atlamış "kafa benim" demiş. Yahudi "tamam" demiş. Kafa Konyalı'ya gövde Yahudi'ye. Konyalı beyni hüpletmis, kafanın orasını burasını mıncıklarken, Yahudi gövdeyi bitirmiş.  Konyalı kafasını kaldırmış, sağ sola bakmış sonra Yahudi'ye bakmış, "ben doymadım" demiş.Yahudi de "bak gördün mü akıllanıyorsun" demiş.
      Kısadan hisse çıkarmak size kalmış!

Thursday, July 23, 2015

Kedi Sağlığı Hakkında Küçük Bilgiler

   Kedilerin gözlerinde bazen çapaklanma ve sulanma olur ve gözleri kapanır. Bu genellikle küçük ve biraz daha büyük kedilerde de olur. Nadiren tırmaklaşma sonucu büyük kedilerde olur. Bunun ilerlemesini engellemk için "Gentagut" denilen bir göz burun kulak damlası vardır. İnsanlar içindir ama kediler içinde kullanılır. Hastalık geçene kadar kullanılımalıdır. Ama daha bir iltihapik durumda zaten vetenire götürülüp antibiotik iğne yapılmalıdır.
   Birde kulak manratı denilen bir hastalık vardır. Kaşıntı yapar. Normal bir kaşıma ve pire kaşıntısı ile karşılaştırmamak için, kediler kulaklarının tam arkasını şiddetli bir şekilde kaşırlar (tırmalarlar) ve ses çıkartırlar.  Normal başında yakalarsanız  ya da ufak bir kulak arkası yara varsa hemen  "Gentagut" dökmeye başlayın. Çünkü ileri durumlarda kulak içi kanama oluyor ve kan dolmasıyla ölümcül sonuç oluyor. İleri durumda olması, kulağın tam arkasıda koca bir yara oluyor kaşımaktan ( aslında kaşımak istedikleri yer tam kaşıdıkları yerin kulağın içi) büyük yara oluyor. Hemen vetenire götürülüp varsa kanın boşaltılması, antibiotik ve damla. Daha da ileri durumlarda tedaviye cevap vermezse kulak arkasından ameliyatla kulağı temizlemek.
    Birde boyunları yamuk olan kediler var. Çarpma, kavga sonrası kedilerin boyunlarında hasar oluşup, boyun yamulmaları oluyor. Yürürken dengesizlik, sıçrarken dengesizlik oluyor.Bazıları olduğu yerde dönüyor. Bunun tedavisi kortizon tedavisi. Boyun damarlarını gevşetmek lazım. Bazı veterinerler bunu yapmıyor. Antibiotik tarzı bir iğne yapıyorlar. Doğrusu Kortizon tedavisi. Bu tedavi süreci hasara göre değişiyor. Tam bir iyileşme söz konusu olmuyor. Çünkü fizik tedavi lazım ama o da hayvanlar yapılamıyor. Ama hayatlarına devam edebiliyorlar. Bu tür kediler kesinlik sokağa ya da arabanın, motorun, bisikletin olduğı yere bırakılmamalı .Çünkü boyundaki hasar ani dönmelere ve hareketlere müsade etmiyor ve kaçamıyorlar.Sonuç ölüm!
   Umarım bu küçük bilgiler yararlı olur.
.

Sunday, July 19, 2015

Dolaylı Değil, Direkt Söyle

    İnsanlar artık, yapılan yanlışların ya da söylenen yanlışların doğrudan söylenmesini bekliyor, din adamlarından. İnsanlar artık zaten "yalan" olan bu Dünya'da gerçeklerin doğrudan söylenmesini bekliyor.
    Bazı din adamları, ulusal kanalarda Müslümanlar için hayırlı günlerde, bazı din adamları  yerel kanalarda rutin olarak, bazı din adamları internet sayfalarında din programları yapıyorlar. Kimisi dini anlatıyor, kimisi yapılan yanlışları anlatıyor. Dinin anlatılmasında problem yok. Zaten yanlış bir şey söylediğinde anlatan, sağlamasını yapmak kolay. Ama sorun ahlaki olarak, insani olarak yapılan yanlışları, din üzerinden doğruyu anlatma çalışırken yapılıyor.Bunları anlatırken, ya Kuran-ı Kerim'den ya Peygamberlerin hayatından,  ya onlara en yakın akrabalarından  ya da çevrelerinden yaşadıklarını özlü sözlerle veya hikayelerle anlatıyorlar. Bu, doğru mu?
   Mevlana varlığın itibar getirmeyeceğini şu sözlerle anlatmış. "Ne insanlar gördüm kıyafeti yok, ne kıyafetler gördüm içinde "İnsan" yok. Mevlana mutlaka yaşanmış bir olaydan yola çıkarak dolaylı yoldan mesaj vermeye çalışmış, direk söylememiş.Diyebilirsiniz ki " başka nasıl söylesin, bunda anlaşılmayacak ne var". Doğru! Fakat bazıları anlamayabilir ki, "anlayışsız" diye hitap ettiğimizi, "anlamamazlığa geldi" dediğimizi de hatırlayalım. Çünkü bir gün dul yetim hakkı yiyen bir milyar dolarlık holding patronunun Twitter'dan, Müslüman ve bilgili gözükmek için, -aslında ne kadar cahil olduğu ve münafık olduğu ortaya çıkıyor, Mevlananın kıyafetle igili sözünü yazmış. Mevlana senin gibiler için yani parası olup üstüne kıyafet giyip, "vicdanını" çıkaranlar için söylemiş olduğunu herhalde! sonradan farketmiş ki! Tweeti silmiş! İşte bu gibi insanlar için, günümüzde özlü sözlerle değilde, direkt olarak söylemek lazım (mı) yaptıkları yanlışları?
   Televizyon programı yapan din adamları, birçoğu yukarıda bahsettiğim gibi yaşanmış hikayeleri anlatarak, iman sahibi insanların imanını yükseltmek, imanı olmayanları, münafıkları doğru yola sevk etmeye çalışıyorlar. Allah'ın apaçık olan ayetlerini, Peygamberin apaçık olan hadislerini anlamayanlar, hikayelerini mi anlayacak ve doğru yolu bulacaklar? Acaba Onlara da mı hikaye yerini usturuplu şekilde direkt olarak doğruyu söylemek lazım? Örnek olarak bende size bir hikaye anlatayım!!!
Hz Ali bir gün bir Hrıstiyan'a misafir olur. Adam üzüm ikram eder, Hz Ali kabul eder. Adam şarap ikram eder, Hz Ali "haramdır" der. Adam "Müslümanları anlamıyorum, şarap üzümden yapılıyuor , üzüm helal ama şarap haram" der. Hz Ali "eşin var mı" der. Adam " var" der. "Kızın var mı" der. "Var"
der. "Çağır" der. İkisi yanyana gelir. Hz Ali "kız annedendir" der. "Anne helal ama kız haramdır" der. Adam Müslüman olur.
     Tabiki bu hikaye Münafıkların, vicdansızların yaptıklarına karşın masum bir hikaye. Hz Ali adama bir hikaye anlatacağına usturuplu bir şekilde yüzüne karşı doğruyu direkt söylemiş. Günümüzde de bazı din adamları böyle yapmalı (mı)?    

Saturday, July 18, 2015

Arda Turan Transferi (Pazarlama)

      Öncelikle Arda Turan'nı Barcelona'ya transferinden dolayı kutlamak lazım. Azmin, çalışmanın ve kariyerini doğru stratejilendirmesinin sonucunu aldı. Bundan dolayı sporcu olmak isteyen çocuklara ve gençlere iyi bir örnek oldu.
      Size Arda'nın Barcelona transferini futbol (teknik) açısından değil, pazarlama açısından değerlendirme yapmaya çalışacağım.Biliyorsunuz ünlü futbolculara büyük firmalar sponsor oluyor ve onlara günlük hayatta da markalarını kullanmaları için bedeller ödüyorlar ya da onlar adına ürün bastırıyorlar.Bunun tipik örneği daha doğrusu en iyi örneği Michael Jordan ve Nike çalışmasıdır.Michael Jordan adına üretilen hem Nike amblemli  hem de Jordan amblemli kıyafetler, ayakkabılar vs... Bu pazarlama yöntemi,  bilinen bir yöntem.
      Arda Turan yukarıda da bahsettiğim gibi çalışarak adım adım zirveye çıktı. Peki Arda'nın bu başarısında ve bunun getirdiği şöhretin daha da büyütülmesinde (tabiki Arda Turan'ın haberi yoktur) takımlara sponsor olan firmaların katkısı nedir? Arda Turan'ın Barcelona'da oynaması, reklamını yapacak büyük firmalar için harika bir fırsat. Tabikide Türkiye pazarına girmek isteyen  ya da  Barcelona  ile Dünya pazarına açılmak ya da en azında Avrupa pazarında daha fazla söz sahibi olmak isteyen (hele ki takımda birde Türk oyuncu olursa harika bir bütünlük) Türk firmalar içinde harika bir fırsat. Öz olarak Arda'yı transfer ederken, Arda'nın pazarlama gücünden de yararlanılacağı düşünülmüş müdür Barcelona yönetimi tarafından? Çünkü Atletico Madrid'de oynarken, Azerbaycan hükümetinin ( kardeş ülke) sponsor olması sebepleri arasında Arda'nın Atletico'da oynamasıymış!
      Diğer taraftan, Barcelona'ya ilk önceTürk Hava Yollarının ve sonra Beko'nun, bir Türk futbolcunun olmadığı takıma sponsor olması, Arda'nın oraya (dilerim futbol mesleğinin sonuna kadar orada oynar) transfer olması ile de daha bir anlam kazandı.(mı)?
      Sonuç olarak Arda pazarlamanın neresinde? Arda'nın Barcelona'ya transferi bir pazarlama ürünü olduğunu ortaya koyar mı? Bunun cevap şimdilik Barcelona'ya transfer olmasıdır. O, artık bir yıldızdır. Bunun devam etmesi bundan sonra Arda'nın göstereceği performansa bağlı.Başarılar Arda Turan.

Diğer Yazılarım/My Other Articles

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...