My photo
HAYATTAN YAZILAR, AKLINA GELEN DÜŞÜNCELER,BİLGİLER,YORUMLAR... ARTICLES FROM LIFE, IDEAS, INFORMATION, COMNENTS. ( Sayfa altında yazan uyarıyı okuyun)DİĞER YAZILARIMA TIKLADIĞINIZDA BLOG KALDIRILMIŞTIR YAZISI ÇIKYOR.BLOG ADRES DEĞİŞİKLİĞİNDEN DOLAYI.YAZI KALDIRILMAMIŞTIR. ARŞİVDEN OKUYABİLİRSİNİZ.

Translator

Saturday, May 20, 2017

Sokak Hayvanı ve Sahipli Hayvan Vakası

     Bir hayvan sever hanımefendi, her gün besleme yaptığı evinin önündeki parkta salya sümük bir kedi fark eder. Tabi,  Onu da beslemeye başlar.  Kedi biraz ürkek fazla yaklaşamaz. Yiyeceklere sağlığına kavuşsun diye ilaç koyar. Fakat bir kaç gün geçmesine rağmen bir değişiklik olmaz. Kedi alıştığı için yakından görür,Kedi yedikçe burnundan mama geldiğini fark etmiş. İlaç vermek için ensesinden yakalayıp kedi ağzını açtığında damağının delik olduğunu, ilacı verdiğinde de ilacın burnundan geldiğini fark etmiş. Tabi hemen veterinere götürmüş.Nasıl olduğu anlaşılmamış. Damak operasyonu tedavisine başlanmış. Fakat iltihap ve ödem olduğu için operasyon bir kere de olmuyormuş. Kediciğin birkaç operasyon daha geçirmesi gerekiyormuş.
    Muhtemelen sokak hayvanlarına verilen yiyeceklerin içine karıştırılan bir sert maddeden dolayı kedi damağından yarlandı ve iltihap ile damağı yarıldı.Bunu yapanlara ne denir ki?
    Başka bir hanımefendi deniz kenarında köpeği ile yürürken köpeğinin ağzından köpük gelmiş. Kadın herhalde, ben fark etmeden ağzına deniz suyu geldi, herhalde ondandır diye yürümeye devam etmişler. Bir kaç adım daha yürüyünce köpük artmış Bu sefer kadın hemen veterinere götürmüş. "Zehirlenmiş" demişler. Kadın "nasıl olur bahçeli evdeyiz yemeği veriyoruz" demiş. Kadın eve döndüğünde bahçede bakınmış ve et parçaları görmüş. Meğer dün gece bahçeye zehirli et atmışlar. Kimseye zararı olmayan bahçede yaşayan hayvanı bile zehirlemeye kalmışlar. Şimdi korkudan geceleri koca köpeği evde yatırıyorlarmış.

Saturday, May 13, 2017

Her Özlü Söz Her Yere Uyar Mı?

Linkedin'de yapılan bir özlü söz paylaşımı ve buna yorumum.
"Kariyerim boyunca 9000'den fazla başarısız atış yaptım, 300'den fazla oyun kaybettim, 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım. Çabaladıkça başarısız oldum, başarısız oldukça çabaladım. İşte başarımın sırrı..." Michael Jordan
Jordan'ın bu sözünü ve buna ek biraz daha uzununu "iş dünyasında" hep paylaşılıyor. Başarısızlıkta pes etmemek lazım; doğru."Ama bu kendini bağlayan bir işte olursa olmalı." Eski Lisanslı basketbol oyuncusu ve 16 yaşında Bölgesel lig takımında A takıma yükselen biri olarak söyleyeyim, başkalarını da bağlayan bir işte, kime bu kadar imtiyaz tanınır? Ancak Jordan'sanız! Yani basketbolu bilmeyenler için söyleyeyim ki diğer takım oyunları içinde geçerlidir; takımın yıldızı yani takımın sayı makinesi top kullanma hakkına en çok sahip olandır (detaya girmiyorum) ve son "topu" onlar kullanır!Başarısız oldun mu bir daha ki sefere, başarılı oldun mu kralsın! Başkalarını da bağlayan bir işte ve özellikle iş dünyasında para mevzusu ise başarısızlığa ne kadar tahammül edilir ya da edersiniz?
Yeşilçam'ın eski usta yönetmenleri, oyuncuları konuşmalarında ne kadar dar imkanlarla sahneleri çektiklerini anlatırlar ve tekrara düşmediklerini söylerlerdi! Yeşilçam'ın Türk milletinin gönlünde yeri anlatmaya gerek yok herhalde. Sahneyi çekmeden önce defalarca prova yaparlarmış. Bazen bir oyuncunun evinde toplanıp fazladan çalışırlarmış. Bu biraz onların hata yapmaktan çekindikleri için değil, işlerini ne kadar sevdikleri ve onları sevenlere daha iyisini verebilmek için. Bu birazda hata yapmaktan korkan hiçbir şey yapamaz ya da hatalarımla buralara geldim vesaire vesaire diye zırvalayanlar için. Hata elbette insana ders verir. Ama sürekli hata ya kasttır ya aptallık. Biraz da imkan meselesi!

Wednesday, June 22, 2016

Kazanmaya Olan Açlık

   Milli Takımımız 2016 Avrupa Şampiyonası'nın ilk iki maçındaki hayal kırıklığı yarattı. Herkesin beklemediği kötü futbol oynadı. Bunun karşılığında başta saha kenarındaki seyircilerden olmak üzere protestolara, sosyal medyada da hakaretlere mağruz kaldılar.
    Bu kadar büyük protesto ve olmaması gereken hakaretler neden oldu? Bunun sadece futbol takımımız ile alakası yok. Bunlar bizim bilinçaltımız.Türk Milleti olarak başarıya yanı kazanma ile gelen başarıya yani gururlanmaya açız. Yakın zamanda  Nobel ödülü alan Aziz Sancar bizi gururlandırdı.Ama Nobel Ödülü almak bir yarış sonucunda değil, bir hizmet sonucunda gelmişti. Biz bir yarış kazanmak istiyorduk. Bunu da en popüler spor dalı olan futbolla elde etmek istiyorduk. Elemelere başlarken kötü sonuçlandık.Neredeyse şampiyonaya katılacak umudumuz kalmamıştı.Fatih Terim ile tekrar bu şansı yakaladık ve şampiyonaya katıldık. Turnuvaya hazırlıklü maçlarında da iyi performans sergileyince müthiş umut doğdu.Turnuvaya başlarken de yine yoğun bir şekilde Milli Takım reklamları dönünce bu umut daha da kabardı. Ve insanlar tek şey beklemeye başladı. KAZANMAK!
   Burada bütün suçu hataları Milli Takım oyuncularına yüklemek yanlış. Evet insanlar mücadele görmek istediler ama ilk maçta olmadı. Daha ilk kaçtan yüksek perdeden başlayınca ikinci kaçta hüsran oldu. Neyseki kolay toparlanıp Çek Cumhuriyei maçını kazandık.
   Bizim Millet olarak kazanmayı da kaybetmeyi de öğrenmemiz gerek. Eleştirileri yıkıcı değil yapıcı yapmak gerek.A Milli Erkek Futbol Takımı'nı tek gurur kaynağımız olarak görmememiz gerek. Örneğin A Milli Kadın Basketbol Takımı'nın Olimpiyatlara kalması kamuoyunda az yer aldı.Herşeyi dozunda yapar ve mücadeleyi bırakmazsak başarı gelecektir.
    Şunu da unutmamak gerekir ki başarı alınan sonuçlar olmayacaktır bu turnuva için. Emre Mor gibi bir yeteneğindeki kazandık.Bu da bir başarıdır, unutmayalım.
     

Saturday, April 9, 2016

Kendini Dinlemek Evren Konakçı

 " Kendi kendine konuşana ne derler bilir misin" diye bir söz vardır. İnsanı, hemen deli yerine koymaya çalışan bir sözdür bu! Ne meraklıyız değil mi, insanı deli yerine koymaya? Geçen gün kendi kendine konuşmayı savunan bir söz duydum. "İnsanı en iyi kendi dinler" diye. Ne kadar doğru değil mi? İnsan ne olursa olsun mutlu olduğu anda bile konuşmak için birini arar. Anlatsa, belki o an anlatmak istediği her hangi bir arkadaşı o an mutsuz olabilir ya da derdini anlatmak istediği herhangi bir arkadaşı mutlu için O'nu anlayamaz. İşte insanın kendi kendine konuşması o anda başlayabilir çünkü "kendini en iyi kendi dinler"!
  İnsanın hep kendini dinlemeye ihtiyacı vardır. Bu kendiyle muhasebe yapmasını sağlar. Doğruyu, yanlışı bulmasını sağlar. Tabi bunu yapabilmesi için önce konuşmayı bilmesi lazım, kendiyle bile olsa sonra dinlemeyi bilmesi kendini bile olsa. Böylelikle doğruyu bulur.
    İnsan kendiyle nerede konuşacak ve dinleyecek? Tabi ki yalnız kaldığında evde ve odasında:) Aslında söyle sakin bir yer olsa doğanın kucağında, temiz havada gümbür konuşacağı ve kendini dinleyeceği .Aslında buna doğayla konuşmak ve karşılıklı birbirlerini seslerini dinlemek de diyebiliriz."


Friday, March 18, 2016

İnovasyon Haftası İzmir 2016 Evren Konakçı


İnovasyon Haftası etkinliğimde Slow Food fikir sahibi damaklar kurucusu sahibi Defne Koryürek'in konuşması. 4 bölüm. Videolar sağ alttan başlayıp soldan sağa devam ediyor.


Tuesday, March 15, 2016

Zübeyde Hanım Eğitim Müzesi Evren Konakçı

Bugün Pasaport'tan (İzmir) geçerken Müzeye çevrilen Zübeyde Hanım Eğitim Müzesini gezdim ve birkaç fotoğraf çektim.



















Friday, January 22, 2016

Organik Spor

   Kalp krizi Mustafa Koç'un vefatıyla haberlerde tekrar gündeme geldi . Özellikle genç denilebilecek yaşta olması sebebiyle. Daha önce genç insanların spor yaparken yine özellikle halı saha futbol maçlarında ölen insanlar gibi.
    Spor yapmak ile egzersizi karışıtırıyor gibiyiz. Spor yapmak ciddi bir iştir. Ortaokulda başlamış olduğum  lisanslı sporculukta (basketbol) bunu  anladım. Bizi basit bir sağlık kontrolünden geçirip (aile rızası ve kendi isteğimiz ile) lisans çıkarıp basketbol oynamaya başlamıştım. Tabii o zaman ne olacak mantığı ile spor yapmaya başladık. Halbuki böyle olmaması gerektiği daha sonraki yıllarda anlamaya başlıyorsunuz. Ciddi sağlık kontrolünde geçmesi lazım çocukların.
    Bu bizim milletin sağlık kontrolune kadar duyarsız olduğunu göstergesi aynı zamanda. Bilgim yok ama hala böyle olduğunu düşünüyorum.(okullarda) Baktığımız zaman kalp krizinden ölüm haberlerine, bu net görülülebiliyor.Peki neden baalığı organik spor koydum?
    Herşeyin organiği son yıllarda moda olduğu için bende bu başlığı koydum.Çünkü zaten yok böyle spor, yok kardiyo spor, yok öyle spor diye birtakım spor yapma teknikleri var. Aslında bunlara "egzersiz" denmesi gerekiyor. Çünkü başta söyledğiim gibi spor ciddi iştir.  Ne uzman eşliğinde yapsanız bile. Sosyal medyada gezinirken bazı insnaları six pack yapacağım diye girdikleri halleri görüyorum ki bunun sadece sporla olmadığına inanıyorum!!!. Bunun ileriki yaşalarda olumsuz etki getireceği kesindir.
    Diğer bir konu gazeteleren okuduğum Mustafa Koç'un koşu bandında kalp krizi geçirdiği.Merhum Özal ( şaibeli ölüm ayrı bir konu) koşu bandında spor yaparken kalp krizi geçirmesi. Belki ünlü olmayan insanlarında bu şekilde ölümüş olasılığı. Tek sonuç çıkıyor kalp hastası ( ameliyat olmuş olanlar bile) spor yapmamalı. Hele ki koşu bandına çıkmammalı. Koşu bandı bence profesyonel sporcular içindir.Diğer taraftan bilgim ve araştırmam yok ama koşu bandının elektirkli olması negatif bir etki yapıyormudur? Bir duyum olarak kalp kapakçığı rahatsızlığı olanlara elektirkli fizik tedaviyi  uygun görmüyor bazı kardiyolog.
      Belirli yaşalrdaki yada spor  değpil egzersizi tercih etmeli .Yürüyüş, hafif ağırlık kaldırma, (kasları diri tutmak için), yine imkanı olanlar için yüzme en uygun olanlarıdır. İlla ter atmak isteniyorsa özel kıyafet ya da biraz kalın giyinip yürüyüşe ter atılabilir. Bunlara da bana göre organik spor "egzersiz" denilebilir.

Thursday, December 10, 2015

Ali Koç'un Kapitalizm Söylemi Evren Konakçı

    G20 zirvesi kapsamında yapılan B20 zirvesinde Ali Koç kapitalizmin yarattığı eşitsizliği eleştirmiş. Bugün (10 Aralık 2015) yine kapitalizme dair aynı söylemleri dile getirmiş.
    Önce insanları hangi eşitlik noktası ilgilendiriyor, onları belirlemek lazım. Bütün insanlar aynı maddi zenginlik seviyesinde olabilir mi, orası tartışılır? Ama insanlığın temel gereksimleri de olan eşitlik; adalet, sağlık, eğitim, güvenlik ve ekonomik fırsat eşitliğidir.
      Adalet,İnsanın Onurunu direkt etkileyen bir durumdur. Bizim ülkemizde ekonomik güç Adaleti etkiliyor. Bu ülkede ekonomik gücü fazla olanlar insanların Adalet önünde hesap verdiği pek görülmemiştir. Zaten en başta toplumsal önyargı "yapar mı öyle şeý" diye başlayıp, "ya adam kaç kişiye ekmek veriyor" ile devam ediyor.   Güçlü kapitalist ise aynı savunma üzerinden Adalet önüne çıkmıyor, çıkartılmıyor! Çünkü "O'na birşey olursa fabrikalar kapanır" deniyor. Halbuki bu Devletin "Kayyum" sistemi yok mu? Ama güçsüz insana Adalette herşey mübah! Toplum önyargısı da cabası. Önce buradaki kapital eşitsizliği halletmek lazım.
      Sağlık sistemine bakarsak orada da eşitsizlik var. Türkiye Cumhuriyeti Sosyal-Hukuk Devleti değil mi? Bu ülkede doğru dürüst geliri olmayan insanlar Genel Sağlık Sigortası prim borçlusu çıkartılıyor, o ayrı bir konu.Ama sigortalılar bile sağlık hizmetine kapitalist kadar güzel bir ortamda ulaşamıyor, neden? Nedir bu Özel Hastaneler?  Sosyal-Hukuk Devleti'nde Özel Hastane olur mu? Neden kapitalistler hastane yaptırıyor? Demek ki çok kazanıyorlar?  Demek ki Devlet yeterli vergi toplayamıyor ki birileri de Özel Hastaneler yaptırıyor.  Bir utanmaz bir işadamı (dul yetim hakkı yiyen) "biz yaptığımız hastaneden para kazanmıyor, kar yapmıyoruz" diyor! O zaman Devlete bağışla. Tabiki olmaz çünkü o hastaneleri kendine yaptı.  Devletin "Mahşer" yeri gibi şehir hastaneleri yapacağına daha kullanışlı uzman hastaneler yapmalı. Buradaki kapital eşitsizliği de ortadan kaldırmak gerekir.
   


     Peki nedir bu özel okul vakıf üniversiteleri? Bunları Sosyal-Hukuk Devleti yapması gerekmiyor mu? Devletin veremediği eğitimi Kapital insanlar mı veriyor, verecek? Buradaki eşitsizliği de kaldırmak ve üniversitelerin Devlete devredilmesi gerekir!
      Devletin polisi askeri varken neden şahsa özel silahlı güvenlik? (Bekçi gibi görevli olanlar değil) Güvenliğimiz polis tarafından sağlanması gerekmiyor mu? Dahası yardımcı almak başka ama silahli güvenlik başka! İstihdam yaratmak adı altında küçücük bir orducuk kurmak, ne kadar eşitliğe uygun?
       Bu ülkede ekomomik fırsat eşitliği var mı? İnsanların yatları, jetleri, katları, şu'su bu'su olması önemli değil.Keşke en güzelleri bizim ülkemizde olsa. İş yapmak isteyen insanlar  ne kadar bu fırsatlardan yeteri kadar yararlanıp, zenginliğe kolay ulaşabiliyor? Evet, Devletin destekleri var ama o kadar.Acaba önleri kesilenler oluyor mu? Farklı bir noktadan örnek vereyim. Yakın yıllarda bir Sayın Bakan bir teknoloji fuarını ziyaret ediyor. Oradaki iki genç kendi imkanları ile stand açıp, yaptıkları makinayı gösteriyorlar.  Sayın Bakan çok beğeniyor. Fakat gençlerin maddi imkanı yok. Sayın Bakan orada bulunan milyar dolarlık işadamına "gençlere sahip çıkın, ortak iş yapın ama sakın ha işlerini elinden almayın" diyor. İşadamı ise "ne demek, olur mu öyle şey demiyor, tabi efendim nasıl isterseniz" diyor. İşte kastetmek istediğim bu. Devlet destek olsa bile, bir noktada ekonomik fırsat olmuyor. Bu noktada da eşitliği yaratmak lazım.
       Sonuç olarak eğer bu beş temel ihtiyaçta eşitlik yaratılırsa kapitalizm eşitsizlik ortadan kalkar.

Not: 1) Ali Koç'un şahsı kastedilerek yazılmış yazı değildir,  kapitalizm konusundaki söylemleri üzerine yazılmıştır.
2) Fotoğraf Cumhuriyet gazetesi web sitesinden alınmıştır.
     

Tuesday, December 8, 2015

N'olacaksa Neden Olmuyor?

   Dört yıldır Suriye kan gölü. Her şey bir anda nasıl olduğunu anlamadığımız şekilde başladı. Öyle ufak ufak değil; büyük bir şekilde patladı.Peki istenen neydi? Demokrasi özgürlük için yönetimin değişmesi. Peki Ortadoğu gibi ülkelerde bu mümkün mü? Hayır. Bakın diğer ülkelere hangisinde demokrasi var? Irak'a demokrasi geldi mi? Hayır. Amaç ne? Aslında hepimiz biliyoruz .Ortadoğu'nun kaymağını yemek. Peki oradaki insanlar savaşan  bunu bilmiyor mu uğruna savaştıkları şeylerin kaymağını yiyemeyeceklerini. Ellerine silah tutturanların, aslında kaymağı yiyeceğini. Nasıl bir lanet ki kör sağır olup bunu anlayamıyorlar? Bütün büyük güçlerin amacı Ortadoğu'ya gelip terörü yok etmek mi savaş makinalarıyla yoksa savaş makinalarını oraya şimdilik!!! konuşlandırmak mı? Ben şuan Rusya'nın Ortadoğu'daki görevi evet onlara atfedilen görev orayı bulundurmak. Bu pazarlık   Ukrayna' nın Rusya'nın ve Kırımı ilhak etmesiyle başladı.Peki ne bekleniyor? Kimsenin bilmediği şartların oluşmasını ve insanlığın manen bir savaşa hazır olmasını. Belkide hiç beklemeyecekler.
    Bu arada Putin'in yaptıklarını düşününce Rusya'da ki yarı-başkanlık sisteminin aslında Putin'in ağırlığı düşünülünce başkanlık sisteminin nedenli tehlikeli olabileceği öngörülebilir.

Diğer Yazılarım/My Other Articles

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...