Translator

Wednesday, April 8, 2015

YÜZLEŞME

    Millet olarak şikayet ederiz, kötü insanlardan zalim güçlülerden.Hele bizi yönetmek için öyle biri başımıza geçerse isyanımız büyür. Ama bu tipte bir insan bize denk gelene kadar hemen boyun eğeriz, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diye
    Diğer taraftan, efendi saygılı, çok konuşmayan, belki hiçbir işe yaramayan, belkide sümsük diyecek kadar ileri gidebileceğim ama sadece insan olma vasfını taşıyan bir insana değer vermeyiz. Korumyız kollamayız. Ondan sonra yukarıda yazdığım gibi bir insan geldimi başımıza oturup ağlarız.
    Ben eski Türk Sineması filmlere hayranım. O filmler bizileri anlatıyordu ya da uyarıyordu. Örneğin "Kılıbık" filmi. Kemal Sunal sadece bir "insan"dı. Ailesine bakmaya çalışan. Tabiki filmin anlatmak istediği başka şeylerde vardı. Ama sadece basit bir insana değer verilmesi, insan olmasının önemsenmesi isteniyordu. Taki katil ve tecavüzcü olana kadar. Bir gerçek katilin kimliğini değiştirmesi ile bu sıfata sahip oldu. Herkes adam yerine koymaya, sevmeye saymaya değer vermeye, başladı. Ama bir katildi, tecavüzcüydü.
    Neden sonra gerçek anlaşıdı, katil ve tecavüzcü O değildi. Herkes suratına türkürdü. Katil tecavüzcü olduğu için değil, milleti öyleymiş gibi kandırdı diye.  Filmin sonunda O iyi yürekli insan O "Kılıbık" denilen insan, oğlu dövülünce çileden çıktı ve oğluna bunu yapanları hizaya getirdi.
    İşte Kemal Sunal Senaristin yazdığını bize ne güzel anlatmıştı oyunculuğu ile. Bizi bize anlattı.Halbuki insana insan olduğu için değer versek böyle kötü günler yaşamayız. Kemal Sunal'ın bizi bize anlatığı böyle  filmleri var. Kendiside zaten kendisinin tezini yapmıştı.
    Bir örnekte, Erdoğan Bugay'ın (Umur Bugay'ın kardeşi) senaristliğini yaptığı "Bizimkiler" dizisi. Farklı statüdeki insanların apartman hayatında yaşamaya çalışması!!!. O zamanlar da gülüyorduk, halimize. Ama aslında kendimize gülüyorduk. Tıpkı Kemal Sunal filmleri gibi. Bana göre bunların hepsi eleştiriydi. Ortak paydada buluşma değeri gibi. Bugün bile apartman hayatında yaşamak daha zor. Zor değil berbat.  Bir apartmanda yaşmayı beceremeyenler. bir apartmanın yöneteminde ortak paydada buluşamayanlar aynı Ülkede nasıl yaşar. Çok basit yukarıda yazdığım filmlerin dizlerin "insana değer verme" düşüncesiyle. Benim ki sadece bir hatırlatma.

Wednesday, February 25, 2015

Vahşice yerine neden Hunharca?

      Eskiden bir cinayet ya da buna benzer bir katliam haberi gördüğümüzde gazete maşetlerinde "vahşice" kelimesini görürdük.Sanırım yine bir cinayetten sonra bir savcı iddianamesinde yer alan "hunharca" kelimesini kullanılmasıyla artık "vahşice" yerine "hunharca" kelimesi kullanılmaya     başlandı.
      Vahşice kelimesi Türkçe'ye Arapça'dan geçmiş. Wahş kökünden kelmektedir. Edindiğim bilgilere kullanılması vahşet "yabanilik, asosyallik, düşmanlık" [ (1300 yılından önce) ]
vahş "yabani hayvan" [ Aşık Paşa, Garib-name (1330) ] böyledir.
       Hunharca kelimesi ise Farsçada geldiği belirtiliyor kaynakardaç. Kök olarak "hunhar" dan türemiş. Bu kelime anlamı davahşetle aynı. Fakat burda benim dikkatimi çeken "hun" kelimesi. Biliyorsunuz Hunar Türktür. Ve "hunharca" deyince sanki "hunlular gibi" diğer  bir değişle "Türk gibi" anlamına geliyor.
        O yüzden yıllarca " vahşice" kelimesi kullnılırken birden bire daha fazla her kötü olayda "hunharca" kelimesi kullanılması dikkatimi çekti.
 
      

Sunday, December 14, 2014

Ne Yazalım?

   "Osmanlı Türkçesi" ile başlayalım. Osmanlı Türkçesi gerekli mi? Aslında "Yazı Dili" olarak gerekli mi? Yani okumak ve okunmak için gerekli mi?
     Eski de kalmış bir dili tarihçilerin veya Edebiyatçıların veya Dilbilimcileirn bilmesi ve bunu için bölümler açılması ve bunula ilgili çalışma yapılması olabilir. Halka yaygınlaştırılmasına gerek var mı? İsteyen için kurs açılabilir, fakat zorunlu olmasına gerek yok.Tercümelerinden faydalanbilinir.
     Osmanlı Türkçesi nedir? Türkçe, Arapça, Farsça karışık bir dildir.Bugün konuştuğumuz dilde bile hala Arapça Frasça kelimeler kullanıyoruz.Yazı dili olarak Osmanlı Türkçesi'ne gerek yoktur.Diller zaten özünü kaybetmeden değişlikliğe uğrar. Mesela Ladino denilen İspanyol Yahudilerinin kullandığı dil, İspanyol Yahudilerine özgü bir dil değşldir. Eski İspanyolcadır. Çünkü bugün konuşulan İspanyolcanın Türkiye'de yaşayan İspanyol Yahudilerinin anladığını biliyorum.İspanya'ya gittiğimde de İspanyol Dilini okuyan biriyle konuştuğumda da aynı şeyi söylemişti.
     Diğer konu,Türkiye'de Adalet-Yargı konusuna gelince, aslında bu sorunun hep olduğunu görüyoruz. Olay hep İktidar cephesinde değerlendiyor. Peki sade vatandaşın Yargı'da uğradığı haksızlık. Oraya bakınca " ee yargı verdi, yargı kararı ile konuşur gibi basit açıklamalar. Eğer bu haksızlıklar örtülür ve gerçekler açığa çıkartılmazsa, O haksız kararları veren hakimlerin gün gelince İktidarı yargılamaya kalkışamaz. Çünkü Yargı'nın da temiz olması lazım.
      Şu unutulmamalıdır ki, Yargı ile yapılan haksızlık, Yargı ile düzeltilir ve buna asla intikam denemez. Bu adaletin yerini bulmasıdır.

Thursday, July 24, 2014

İsrail'i Boykot ???

    İsrail'in Gazze'ye yaptıklarından dolayı Dünya'nın çeşitli yerlerinden tepkiler gelmektedir. Bunlar haklı tepkilerdir ki, tepkilerin gösterildiği yerlerdeki Yahudilere zarar vermemek kaydı ile.
   Bizim ülkemizde hemen akla gelen Yahudi mallarına (İsrail değil) bunlara boykot uygulamak.  Türkiye'de satın alınan her Yahudi malının İsraile yardım olduğu düşünülmesi. Bunda haklılık payı var diyelim. Peki bu ne kadar gerçekçi?
    Bu boykotu başlatanların bir kısmı hariç bugün bile yad ettikleri ve Türkiye'nin "önü açtı" denilen siyasetçilerin yaptıkları yanlışa hiç deyinmiyorlar. Serbest piyasa ekonomisi ile Türkiye'yi fütursuzca yabancı sermayeye açmak, bugün bile aynı politikayı güden siyasetçilerin "paranın dini imanı olmaz" demesi boykotu sıradan bir noktaya getiriyor. Çünkü sen yerli üretici ve girişimcin için en baştan önlem almazsan kendini Küresel sermaye karşısında ezdirirsen, kendi insanını üreticilik ve girişimcilik anlamında sınıf atlaması için yardımcı ve teşvik etmezsen bugün yapabileceğin sıradan bir boykot olur. Boykotu küçümsemiyorum. Ama bölgede ekonomik gücümüzü göstermek boykotla olmaz.
    Boykot edilen fastfood firmalarından yola çıkarak çok basit bir örnek vereyim. Fastfood firmaları Türkiye'ye geldiğinde çok sükse olmuştu. Bakın sandviçleri restoran ortamında yiyorsunuz, yok efendim yanında şu bu, çok uygun menülü fiyata. Dahası bakın gençlerimiz part-time iş buluyor hem okuyor hem çalışıyor deniyordu. Evet bu part-time iş olayı güzeldi. Sanayi sitelerinde çalışan gençlerde aynı zamanda meslek liselerinde okutulamaz mıydı? Ki bugün Türkiye çok farklı yerde olurdu. Bu da ayrı bir konu.
     Biz yine fastfood işine geri dönelim. Ben küçükken büfeciler vardı. Sandviç büfeleri. Yiyecek ve içecek dışında da herşeyi satarlardı. 10 metrekarelik büfenin içinde 4 kişi çalışırdı. Bu fastfood restoranları açılınca hepsi yok oldu gitti. Hatta İzmir'de görüntü kirliliği yapıyor diye de yok ettiler. Son bir kaç yıllardır canlandırılmaya çalışılsa da aynı tat ve mutluluk yok.
     İşte o zaman küresel fastfood restoranlarına karşı bu büfeci girşimcilere sınıf atlatılsaydı, bugün boykot işe yarayabilirdi. Ama toptan bağlı olunca havada kalıyor. Bu arada fastfood restoranlarının Türk  tedarikçilerini, onların Türk işletmecilerini ve ödedikleri vergiyi de unutmayalım ve unutmayın.
     Diğer taraftan ihracat yapanları, yapmak için New York hahamlarından koşer(helal) izni alanlar ki bunlar "paranın dinî imanı olmaz"diyenler onları saymıyorum.
      Boykot yapmak için bağımsız olmak lazım. Yaşanan bu gelişmeler karşısında Ekonomik bağımsızlığın değeri daha iyi anlaşılıyordur.
    

Tuesday, July 22, 2014

Bataklık

      Son haftalarda Ortadoğu'da yaşananlar yine iç karartıcı tablolarla dolu. Aslında iç karartıcı tablo hafif kalıyor. Tam bir katliam. İstediğini elde etme adına herşeyi yapmak. Irak işgali ile başlayan süreç Ortadoğu'yu tam bir çıkılmazın içine sürekledi. Tabi burada yaşayan insanlar için geçerli. Oradan Suriye'ye sıçrayan savaş ve çeşitli terör gruplarının ortada çıkışı ve yaşanan katliamlar. Son olarak İsrail'in ara ara ama bu sefer daha şiddetli olarak Gazze'ye saldırması. Tabiki İsrail'in savunması Hamas'ın roket fırlatması bazı ölümlerden Hamas'ı sorumlu tutuması.
      Ama İsrail gibi yüksek savunma ve saldırı teknolojisine sahip ülke daha farklı yani öldürmesiz istediğini elde edemez mi? Tartışılır bir durum. Ama bu kadar ölüye sebebiyet vermesi hele çocukların ölmesi asla kabul edilemez.
       Tabiki bu bataklık mutlaka birilerinin avcunu fena halde sevindiyor. Buradan direk ve dolaylı olarak çıkar sağlayan insan müsfetteleri de yok değil. Nasıl normale dönecek bu bataklık? Hiç bir fikrim yok. Ama kısa ve uzun vade mümkün görülmüyor, Ortadoğı'nun acısız kalması.Ve yeni Dünya düzeninin testleri çok acımasızca Ortadoğıu'da uygulanmaya devam ediyor

Saturday, June 28, 2014

Adalet Bu Olmamalı!

   Türkiye'de adaletin yani hukukun iyi durumda olduğundan kimse neredeyse söz edemez herhalde. İnsanlar adaleti hakkını almak için -nedense bunlar hep mazlumlar oluyor- bir şeylerini kaybetmek durumunda kalıyor.
    Türkiye birkaç yıldır malum davalarda adaletin yok olduğunu ya da olmadığını sanıyor.Ama aslında hiçbir zaman olmdı. Malum davalarda insanlar tutsak oldu, evet özgürlüklerinikaybettiler ama itibarlarını, dostlarını sevdiklerini, mallarını mülklerini kaybetmediler. Tabi burada birde vefat edenler oldu. Onlar için, aileleri için söylenecek fazla söz yok. Ölenlere rahmet ailelerine sabır diliyorum.
Resim Rizehaber.com dan alınmıştır.
     Peki ya kaybedenler. Küçük bir örnek. Rize Küçükçayır köyünde bir vatandaşımız toprağını korusun diye,  Mahkemeye HES yapılamaz raporu sunulabilsin diye bilirkişi masrafı için İNEĞİNİ satmış. Ne kadar acı. Kimbilir ne kadar seviyordu İneğini yoldaşını? Ki köylü için hayvanı çok önemlidir..Ama toprak olmazsa İnek'te olmaz. Ve satmış.Ama için acı tarafı adaleti bulabilmek için İneğin satılması. Adalet para ile bulunmamalı.Adalet Bu Olmamalı!
Ama maalesef ülkemşzde durum bu. İnşallah düzelir.
 Not: Hes için durdurma kararı alınmış. İnşallah değişmez. Ve başka İnekler satılmaz.

Thursday, June 5, 2014

İş Dünyası'nda Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

    İş Dünyası'ında şöyle bir tabir vardır, "Sıfırdan Geldim". Ne demektir bu? Herşeyi tırnaklarımla kazıya kazıya kimsenin yardımı olmadan geldim demektir. Bunun güzel tarafı kimseye eyvallahın olmamasıdır. Güç, Başarı, Para. Kimse kolay kolya gık diyemez.Kötü tarafı bu insanlarda (bazı diyelim yine) "ben egosu" öne çıkar. Herşeyi "ben" yaptığıma döner. Bu düşünce yapısıyla gittikçede güçlenirler. Çünkü bu insana gıpta edenler çoktur. Yukarıda belirttiğimiz gibi gık denilmediği için, eyvallahı olmadığı için yükselirler. Bazıları sonunu, iyi getirir. Bazıları ise yok olur. Çünkü "ben" düşüncesi sonunda kendini de yok eder.
uludağsözlük.com dan alınmıştır.
    Böyle insanlar genellikle babasının işine oturanla karşı karşıya gelmeştir. Çünkü bir patron çocukluğu havası, biz fi tarihinden beri iş dünyasındayız cakası vardır ya işte o "sıfırdan gelen" insanları çıldırtır. Havaya hiç gelemezler. "Bana babamdan kalmadı" savunması yaparlar. Bazıları bunu hakeder bazıları hak etmez. Üstüne koymuştur. Gerçek alın teri ile.Ama bazılarıda üsütüne koymuştur ama haramla, o cakayı kaybetmemek için.
    Bu "ben diyen ile "baba parası" ile caka satanın ortak özelliği adam olmayışlarıdır. Yani insan. Kimseye faydaları yoktur. Sadece sahip olduklarını sayarlar, o kadar.

Not: Bu yazının ilham kaynağı Prof Emre Alkin paylaşımıdır.

Siyasette Ayna

     Genel olarak baktğmızda herkes siyasetçilerden rahatsız. Bugüne kadar çoğunluk Türkiye'de politikanın politikanın kendi menfaati için siyasete atıldığını düşünür. Oy verirken de  böyle olduğunu bilir. Ama "aman Vatan'a" birşey olmasın mantığı ile oy verilir. Bu, iç çatışma veya dış tehdit(savaş gibi) anlamındadır ve "gerisi( hizmet, temek haklar vs) nasılsa hal olur" denilir.
      Peki, bu ne kadar doğru. Çünkü "gerisi" dediğimiz şeyler  bizim başk şekillerde işlerimizi yani yan yollar işlerimiz siyasetçiye halletmemize sebep oluyor.Çünkü oy verdiğimiz insdanlar aslında bizimde işimizi Devlet büroksasisne takılmadan kolay olarak yaptırmamıza neden oluyor.Aslında farkında olmadan ülkemize dolayısıyla gelecek kuşaklara zarar veriyoruz. Buna en güzel örnek "Zübük" filminden verebiliriz. Son iki sahne herşeyi özetliyor. Umarım bu durum değişir.Kendi Zübüklüğümüze bakmak lazım.

Not: Yazının ilham kaynağı Emre Alkiin'in bir paylaşımındandır.

Saturday, May 24, 2014

EYVAH YİNE AYNI TEHLİKE

   Geçen gün, genç bir anne babanın  köpeği olan bir kişiyle konuşmasına duydum. Köpekleri çok seviyorlarmış, köpek almak istiyorlarmış, cinsleri sorular, köpeğiniz nasıl fasa fiso laflar. Zaten boş laflar olduğunu kafamı biraz çevirip aşağıya baktığımda çocularını gördüm. Aslında olay net. Çocuklarına alacaklar. Ve niçin alacaklar? "OYUNCAK" yapmak için.Çünkü böyle sora sora havan sahib olunmaz. Sevgi sora soara alınmaz, satın da alınmaz.

   O yüzden BAKMAYACAĞINIZ , BAKMAYACAĞINIZ, HAYVANI SAHİPLENMEYİN, SAHİPLENDİRMEYİN, TERKETMEYİN, TERKETTİRMEYİN, HEDİYE OLARAK ALMAYIN, ALDIRMAYIN. LÜTFEN ÇEVRENİZE DE UYARIN.


Monday, March 24, 2014

Îzmir Asansör Görünüş



İzmir Kent Ormanı Görünüş




Diğer Yazılarım/My Other Articles

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...