Translator

Monday, January 27, 2014

Yecüc-Mecüc

    Dini bir anlatıdır Ye'cüc-Me'cüc. Kuran-ı Kerim'de  de anlatılır ve tabi ki Deccal.Şeytani varlıklardır.  Bunların yer altından aslında Deccal'in Ye'cüc Me'cüc'ün ise Hz. Zülkarneyn tarafından bir  yere saklandığı söylenir ve bir gün çıkacaklardır.Bunların çirkin yaratıklar olduğu söylenir.
    Bana göre Ye'cüc-Me'cüc zaten var ve çirkin değiller. Çünkü şeytanda aslında ortama!!! uyum sağlamış. Güzellikleri, iyilikleriyle( tabi ki tenzih edilenler var )
    Bakın bir sinema filminden örnekle anlatayım.Şeytanın Avukatı filminden Harika bir filmindir ki Amerikalılar bu tür anlatımları güzel yapıyorlar.Sahneye dikkat edin. New York'a transfer olan avukatın eşini etkilemek ve onları kendi tarafında çekmek için yapılan sahnelerden biri. Kadınlar biri kıyafetini giyerken avukatın eşi Charlize Theron şeytanın gerçek yüzünü görür yani çirkinliği yani Ye'cüc Me'cücü. 

Not: Sahneyi yayınlayan web sitesi istediğim paylaşma butonu koymadığı ve kendim yapamadığım için PC den çektim görüntüyü.

Wednesday, January 8, 2014

Sorun Sistem Mi Kişiler Mi?

   Son günlerde Türkiye'nin yaşadıkları malumunuz. Peki ortaya çıkan iddialar veya atılan iddialar, sizi şaşırttı mı? Bence hayır. Nedir bu Türkiye'de süre gelen yolsuzluk iddiaları? Hukuksuzluk, adaletsizlik?
Başlıktan da anlayacağınız gibi bir sorgulama yazı yazmak, amacım.Kişiler mi sorunlu yoksa içine girdikleri Sistem mi?
   Öncelikle şunu belirteyim Twitter/evrenkonakci hesabımda da ara ara yazıyorum. Türkiye'nin bugün yaşadıkları son 11 yılda olanlar değil, süre gelen ve aslında hiç hesap sorulmayan şeylerin yavaş yavaş dışa vuru mu. Diyebilirsiniz daha önce böyle şeyler yaşamadık Evet doğru. Çünkü gün yüzüne çıkmadı da ondan, ya da birileri çıkmasını engelledi.Ama dönemine her siyasi lider veya bürokrat,her yıl bir olaya karışıyor. Bence bunu sorgulamak lazım. Çünkü Sistem yani Devletin çarkları iyi işlese ama tam olarak iyi işlese bu tür olaylara sıklıkla rastlamayız ve Sistem kötü yönetici ve bürokratları anında sistem dışına atar .Dikkat edin bizde olmuyor yada kolay olmuyor.
   Peki biz, yani oy verenler olarak suçumuz var mı? Bu yöneticileri, bizi yönetmesini istediğimiz adamları muhalefet dahi başımıza biz getirmiyor muyuz?Nerede yanlış yapıyoruz? Başka insan mı yok?Oy verirken neden taleplerimizi yani nasıl yönetilmek istediğimiz gündeme getirmiyoruz da hep vaat edilenleri dinliyoruz?Sonra şu malı götürdü bu götürdü.Bu ülkede Boğaz'da oturan eski Başbakan yok mu? Lüks daireler villalarda oturan bürokrat yok mu? Nedir finansmanları? Hepsi bir cevap verdi. Sizleri tatmin etti mi o cevaplar?  Eski Başbakanların çocuklarının bir çoğu hep askerlikle gündeme geldi; sonuç? Haber olduğu ile kaldı.Hep hukuki konularla gündeme geldiler. Sonuçlar tatmin etti mi?
    Ya adalet hukuk, var mıydı bu ülkede? Malum davalarla mı adalet hukuk yok oldu?Bazılarınız hemen diyecek şimdiki gibi değildi?Hayır, şimdiki gibiydi.Bize servis edilen haberler neyse öyle anlıyorduk ki bu ülkede durdurulan haberler hep olmuştur.Ancak içine düşen biliyordu hukukun adaletin ne olduğunu! Eğer Cumhuriyetle birlikte sağlam temeli atılan hukukun adaletin inşası iyi yükselseydi bugün bunlara yaşanmazdı. Ama biz, Cumhuriyet yönetiminin temeli olan Pozitif Hukuku hep görmezden geldik. Durum, malumunuz.
     Onun için bana göre, zarar görmüş  Sistemi yenileyip, yapılması gerekeni aynı Sistem içinde düzeltip, doğru olanı yapıp Ülkeyi var olan psikolojik kaostan kurtarmak lazım.
Not: Herhangi bir karar olmadığı için gündem olan yolsuzsuzluk soruşturmasına iddia diyorum.

Sunday, December 8, 2013

Kaplumbağa-Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu

     Kaplumbağa oyunu Ali Poyrazoğlu'nun üzerinde değişiklik yaparak insanlığın Sanayi devrimiyle uygarlık adı altında Dünya'yı Poyrazoğlu'nun deyimi ile  "Vahşet Sirki'ne " çevirdiği  tarihsel süreci belgesel tatında anlatan uyarlama bir oyun. Aynı zamanda bana göre hatırlatma, unutturmama ve günümüz Türkiye'sine gönderme oyunu.Harika bir oyun.
     Ama bu oyuna gitmemdeki ilk neden Bülent Kayabaş.O'nu sinema filmlerinden çok sevmem bu oyuna gitmemde  etkili oldu. O'nu sahnede görmek harikaydı. İnşallah tam bir güldürüde de seyrederim.Mimiklerini canlı görmek isterim.
     Peki neden bu postu yazıyorum? Ali Poyrazoğlu oyunun sonunda mini bir konuşma yapıyor.Oyunun kimin olduğu, nasıl sahnelendiği, ne anlatmak istediği vesaire... Ve sonunda herkes sosyal medyadan yazıyor, sizde düşüncelerinizi yazın ögrenmek istiyorum dedi.Ben abarttım blog yazıyorum.
     Evet Ali Poyrazoğlu "Vahşet Sirki"diyor, uygarlığın getirdiği işkenceye, tek tip kalıba sokmaya, kısıtlamaya, zulme, savaşa,  hak yemeye, yok etmeye, yalana, talana insanlığınyok eden herşeye.
      Nasıl durduracağız bütün bunları? Ben artık iyice açık açık bunları konuşma vakti geldide geçiyor.Ufaktan başlamak lazım. Yerel yerel yakınlarımızdan. Çünkü bazılarımızada " benim kötüm elin iyisinden iyidir" mantığı bizim ve daha sonra insanlığın başına dert oluyor. Kötüye dur demeliyiz ki kötülük dursun!



Tuesday, November 26, 2013

ANALİZ 3

      Her konuşan daha doğrusu her sert şekilde konuşarak muhalefet eden kahraman mıdır?Çünkü toplum olarak özellikle kameralar karşında sert konuşan insanları evde oturduğumuz koltukta "Helal olsun" diyerek desteklerdik şimdi de sosyal medyada özellikle "Twitterdan" destekliyoruz..Bu analizi "Gezi Parkı" olayları -aslında öncesi de var- artan toplumsal olaylardan yola çıkarak yapıyorum.
      Öncesi neydi biraz ondan bahsedeyim.Öncesi Chp milletvekili Muharrem İnce'nin İktidara karşı yaptığı sert muhalefetten dolayı Twitter'da Chp başkanı yerine Muharrem İnce'in olması fikri Twitter'da ortaya atılınca fark etmeye başladım.Sonra aynı şey vekil Tarhan içinde yapıldı. Gezi Parkı olaylarında muhalefet yetersiz kalınca, bu sefer halkın içinden çıkanlardan bazıları yüksek sesle konuşmaya başlayınca "Başkan olsun" değilde, "Helal olsun" demeler başladı.
      Peki nedir bu Kahraman  yada Kurtarıcı arayışımız?Atatürk ne demişti?Bir "Kurtarıcı beklemeyin". Bir daha soralım. Neden hep birilerinin peşine takılma arzusu, neden hep birlikte konuşmama yetersizliği? Youtube'dan konuşmaları paylaşmalar, bazı teknolojik gruplara "Helal olsun ne konuştular"demeler. Peki sizin ağzınız yok mu? Sizde çıkın sokağa onlar gibi konuşun. Konuşa konuşa çoğalın, çoğalalım adaletsizliğe haksızlığı karşı. Ama yok! İlla birilerinin peşine takılacağız.
     Velhasıl bazıları "Mehdi" bekler İslam kurtulacak der ama kimse uyması gereken Müslümanlığa uymaz. Kimisi "Kurtarıcı" bekler ama kimse konuşmaz. Böyle ne elde edilir?

Sunday, November 3, 2013

Kitap Tanıtımı

  İlk başta belirteyim çok kitap okuyan biri değilim. Kitap tercihlerim araştirma bilgi,  macera, polisiye kitapları ve gerçek yaşam hikayeleri.İyi kitaplari denk getirmeye, çalışıyorum. Halil İnalcık "Söyleşiler Konuşmalar "kitabını tavsiye ederim Neden? Çünkü, hem tarih bilgilendirilmesi hem de tarihten yola çıkarak bugünü yaşanılan ekonomik siyasi ve sosyolojik olara daha iyi algılamanıza ve yorumlamanıza yardımcı olabilir veya kendi tartışmanızı başlatabilirsiniz.

Saturday, November 2, 2013

Hollywood Yeşilçam'ı İzliyormuş İzlemiş Heat & Yaralı Kurt

     Film kolik biri değilim ama geceleri eski Türk Sineması seyretmeye bayılırım. Siyah Beyaz, Renkli yani hepsini. Seyrederken ne filmler çekmişiz meğersem diyebiliyorum. Özellikle polisiye. Sinema kurgusu mükemmel  filmler. Gerçekten biz kendi kıymetimizi anlamamış bir sinema seyircisiyiz.
    Neden böyle bir iddialı cümle kurdum. Geçenlerde Yaralı Kurt filmini seyrettim. Aklınıza hemen  Tarkan gelmesin. Cüneyt Arkın filmi. Tabi diğer oyuncuları yabana atmamak lazım. Yaralı Kurt bir uyarlama filmi. Vikipedi'den aldığım bilgileri veriyorum.Yaralı KurtGraham Greene'in Satılmış Adam (A Gun For Sale) kitabının uyarlaması olan 1972 yapımı Türk filmi. Yönetmenliğini Ömer Lütfi Akad'ın yaptığı, başrollerinde Cüneyt ArkınŞükran Yamakoğlu ve Ahmet Mekin'in yer aldığı filmin senaryosu Selim İleri'ye aittir.Bir kiralık katilin öyküsünün anlatıldığı filmde, hapisten yeni çıkan Ali (Cüneyt Arkın), Almanya'ya gitmek istemektedir, ancak bunun için yeterli parası yoktur. 3000 dolar ve bir pasaport karşılığında, bir arazi ihtilafının taraflarından biri olan, kirli işlerle para kazanan bir tefeciyi öldürür. Dolarları alır, ancak bunların sahte olduğunu anlar. Artık tek amacı kendisine kazık atanlardan intikam almak olan Ali'nin, kendisine bu oyunu oynayanları arayıp bulması gerekmektedir.
    Peki konunun başlıkla ne alakası var.Bana inanmayacaksınız ya da kendini çok inandırmışsın diyecekseniz ama Amerikalı Michael Mann'ın yapımcısı senaristi yönetmeni olduğu başrollerini Robert de Niro ve  Al Pacino'nun oynadığı Türkiye'de Büyük Hesaplaşma diye vizyona giren Heat filmi, Yaralı Kurt filminin aynısı. Aklınıza şu gelebilir. Eee zaten Yaralı Kurt romandan uyarlama. Evet ama Michael bunu belirtmiyor ve hazır yapılmış olanı alıyor. Bu demek ki sinema kurgusunu, oyunculuğu çok beğenmiş ufak değişiklikle ve eklemeyle filmi aynen almış.
     Nedir aynen olanlar? İkisinin de oyuncu kadroları süper. Ahmet Mekin titiz, detaycı adım adım ilerleyen  bir polis şefi, Al Pacino'da öyle. Fakat bütçe olmadığı için Ahmet Mekin'in bir yardımcısı var, Al Pacino'nun ekibi var! Yakalamak istediği adamın ne yapmak istediğini önceden tahmin etmeye çalışan polis Ahmet Mekin . Al Pacino'da da öyle aynı oyunculuk. Yani filmi herşeyi ile yapan Mann  Al Pacino'dan aynı oyunculuğu istemiş.
   Mann, Robert De Niro'dan da aynısı istemiş. Cüneyt Arkın son işini yapacak olan "prensip sahibi" kanun kaçağı, De Niro'da öyle.Cüneyt Arkın yaşlı bir adama danışıyor bilgi alıyor, De Niro'da öyle. Arkın kanun dışı iş için aldığı paralar sahte çıkıyor ve intikam peşine düşüyor, De Niro'da öyle.
    Değişiklikler ve eklemeler banka soygunu sahnesi ve De Niro'nun ekibi olması, çatışma sahneleri vs... Daha var fakat yazarsam filmi anlatmış gibi olacağım.
    Sonuç olarak, Mann bende romandan uyarladım dememek için bizim filmi almak aynen işine gelmiş. Belki romandan haberi bile yok. Heat filmini izleme şansınız var. Yaralı Kurt filmini Youtube'dan izleyebilirsiniz. Link aşağıda.
https://www.youtube.com/watch?v=fzba7Gk68kg


Friday, October 25, 2013

Lütfen Destek

   Twitterdan esinlendiğim ama sevmediğim bir cümleyi yazacağım. Takip eden takip ederim. Change .org sitesi insanların veya kurumların herhangi bir şey için imza kampanyası başlatabildiği bir sosyal medya mecrası. Bilen biliyordu. Daha önce de yazdım change .org hakkında.
 
   Şimdi kendim bir kampanya başlattım destek verirseniz sevinirim eğer uygun buluyorsanız. Bende size destek veririm uygun bulursa :))

Saturday, October 19, 2013

Yol (Hayat) Hikayesi

   Efendim güya bayram aslında tatil münasebetiyle bir yol gezmesi yaptık. İzmir'in konumu itibariyle deniz kenarı dışında şöyle kır dağ bayır gezmesi yapılacak yerleri fazla . Özellikle doğuya doğru gittiğinizde.
   Bu kır gezme yaptığımız yerler İzmir'im ilçeleri. Ama bir güzellikleri var ne kadar gelişseler de o kasaba havası, o köye havası özellikleri nadiren de olsa korunmakta. Çıktık yola gidiyoruz. Şehirden uzaklaştık ve yeşilliğin bol olduğu yerlere geldik. Yolda mola veriyoruz sebze meyve bakıyoruz tabi ki doğal.( popüler adıyla organik). Dağlara çıkıyoruz temiz hava ciğerler bayram ediyor.Bir restoranda yemek yiyoruz.Yemekte mis gibi tereyağ mis gibi zeytinyağ kokusu ve tadı.
   Şehirde yaşayanlar için burası cennet.Sessiz! sakin! stressiz!.Peki orada yaşayanlar için de öyle mi?Gelişen Dünya yavaş yavaş orayı da ele geçirmeye başlamış.Yazımın başlığı çok iddialı gibi.Yol durup çay içtiğimizde bir dertleşmeye şahit olduk. Parantez içinde "Hayat" kelimesinin kullanmam aslında herkesin "hayatı" kendine anlamında .Yani herkesi "derdi" var anlamında.Yoksa ne "yol" hikayeleri vardır.
   Yolda bir köy kahvesi gibi yerde durduk. Önden söyleyeyim çay mükemmel. Arkadaş dedi ki "usta şekeri al, fazlası dokunuyor". Servis yapan başladı anlatmaya  50-55 yaşlarında. "Fazla takmayın şeker oluruz" diye. Ben iki by-pass ameliyatı geçirdim. Dört damarım tıkalı. 2 senedir kendi isteğimle ameliyat olmayı reddediyorum. Ve tansiyon hastasıyım.Burada yaşıyoruz ama stres bize var, sıkıntı bizde de var gürültü bize var. Tabi bunlar olunca içki sigara da var.Onun için bakın keyfinize" dedi.
   Düşünün adam şehirden çook çok uzakta doğallığın ortasında ve stresten bahsediyor. İçki ve sigaradan bahsetmiyor."STRES" diyor. Bu stres, bu iğrenç Dünya düzeni, belkide gereksiz teknoloji, olmadık yerlere yapılan fabrikalar, Onlar'ın düzenini de bozmuş.Bize göre cennet olan yerler Onlar'a kabus olmaya başlamış.
   

 Eğer bu yerler cennet olma özelliğinin kaybediyorsa farkında olmadığımız ya da farkına varamadığımız bir şeyler var ve kötü bir şeyler var.
   

Saturday, October 12, 2013

Analiz 2 (Televizyon Programları) +16


   Ah bu televizyon. Nemenem bir şey bu televizyon. Onla da olmuyor, onsuz da olmuyor. Biraz Tuncel Kurtiz'in "Ezel" anlatığı  hikaye ya da okuduğu şiire başlarken aklımda kalan "Nemenem" kelimesinden uydurduğum cümleyle girizgah yapma istedim. Televizyon gerçekten bizi uyutan(eğlendiren, boş vakit geçirten) mı yoksa bilgilendiren bir teknoloji mi?
   Gerçekte irdelemek istediğim konu "Televizyon Programlarının" siyasete etkisi.Çünkü iyi bir twitter kullanıcısı olarak Twitter Sosyal Medyasında televizyon programlarının örneğin yarışma, kadın programları, diziler ve benzeri programların halkı uyuttuğu ve bunun bugünkü siyasetin bundan yararlanıp ülkeyi iyi yönetmediğidir. Halkın televizyon programları sayesinde uyuduğundan bunun farkına varmadığıdır.Bunu söylenyen muhalif olanlardır

   Tabi ki açıklamam gerekir ki, kesinlikle iktidar yanlısı değilim.Herhangi bir partiye de bağlılığım yoktur.Peki muhalifler ne kadar haklı?Gerçi haklı olsalar bile bugünkü gerçeği değiştirmez ama ben bugün bir takım olumsuzlukları geçmişin hatasından kaynaklandığını iddia ettim, Twitterda dahi.Tekrar hatırlatıyorum sadece ve kısaca televizyon konusunu işleyeceğim.
   Nedir geçmişte yapılan olumsuzluklar? Örnek 1, yayınlanan diziler. Ben 80 doğumluyum ve Amerikan dizileriyle büyüdüm. Bende bir olumsuzluk oldu mu bilmiyorum ama bugünkü dizler bizi uyutuyorsa o zaman ki yüzde 90 Amerikan dizileri yayınlanıyordu hemde TRT tarafından uyutuluyorduk. Örnek, Dallas.Doğrusu ben Dallas'a yetişmedim ama Dallas yayınladığında sokakların neredeyse boşaldığı anlatılır.
   Örnek 2, evet bilgi yarışmaları vardı. Örnek, 1 kelime 1 işlem. Çok faydalıydı.Şuan TRTOKUL da  yayınlanmakta. Bu zamanda var. Evet o zaman para dağıtan yarışmalar yoktu ama hediye veren yarışmalar vardı.
   Örnek 3, bu örneğe bugünden verecek bir örneğim yok ki birazda 90'lı yıllara bakalım. TUTTİ FRUTTİ. Okuyanların yüzünün güldüğünü fark ediyorum:)) 90'lı yılların bizi en çok uyutan programlarından biriydi.Kadın Memesi görecek diye millet ne yırtınıyordu!!! :)))
    Ve daha nelere neler.Mesela Tinto Brass erotik filmleri. Neredeyse sansürsüz ve erken saatte. Tam gece 12:00 'de:))
   Şimdi gelelim siyasete. Çok mükemmeldi, siyasetimiz dolayısıyla ülkemiz.Fakirdik amam mutluyduk ama umutlumuyduk. Ne kanunlar çıktı, değişti! Ne siyasi hukuki skandallar oldu! Kimdi suçlu?Televizyon Programları mı?
    Suçu biraz kendimizde kendi içimizde arasak. Öyle doğruyu bulsak.Biz ne seyretmek istiyoruz ya da neden izlediğimiz şeylere takılıyoruz? Bunlara cevap arasak daha iyi olmaz mı?

Not: Geçmiş yıllarda bilgi kirliği yaratan televizyon programları yoktu.
         
       

Saturday, September 14, 2013

Yine Vahşet

  Yine vahşet yine vahşet yine vahşet.Bu hayvanların Dünya sebebi asla kendileri değil. Ama bazı psikopat veya psikopatlar İzmir' de kendine göstermeye başladı. Çok güçlü zehirle hayvanları, sokak hayvanlarını köpekleri zehirleme başladı. Dün gece böyle bir vaka oldu bir kaç köpek öldü,  bir kaçı kurtarıldı. Fakat zehri çok güçlü herhalde köpekler hemen çürümeye başladı. Psikopat kişi veya kişiler insanların oturduğu çimlere bile serpmişler. O çimlerde, o parkta çocuklarda oynuyor. İş psikopat boyutunu almış. Durumda. köpekler aşmış insanlara zarar verme boyutunu almış.Köpeklerin çevreye zararı yoktu.Kulağı küpeli köpeklerdi.
   Gerekli yerlere bildirildi. Umarım yetkililer önlemlerini alırlar Bir daha böyle şeyler yaşanmaz.



Diğer Yazılarım/My Other Articles

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...